Dijital Teknoloji ve Yaşam
Dijital teknoloji ve yapay zekanın hayatımızın bir parçası olduğuna günden güne şahit oluyoruz. Seçim yapmak bir anlamda insanın en çok zorlandığı alanlardan biri olduğundan, yapay zekâ tam da bu noktada imdadımıza yetişiyor ve yerimize seçimler yapmayı ve yaşamı kolaylaştırmayı bize teklif ediyor. Seçimi doğrudan yapmasa bile bize önceden belirlenmiş algoritmalarıyla bazı önerilerde bulunuyor; “Sen bunu seversin/Bunu sevenler bunu da sevdi” gibi yönlendirmelerle tüketim ve satın alma davranışlarımıza yön vermeye çalışıyor. Bir yandan da giderek online hizmetlerin hayatımızın bir parçası haline geldiğini görüyoruz. Özellikle tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisinin başlamasıyla süregelen “temassız” ve “sosyal mesafeli” yaşamlarda online ürün ve hizmet alımının giderek arttığını gözlemliyoruz. Dijital teknoloji tüm olumlu ve olumsuz özelliklerini bir arada tutarak hayatımızda var olmaya devam ediyor.
21. yüzyılın başından itibaren teknoloji hayatımızın değişmez parçalarından biri olduğundan, Psikoloji literatüründe iki yeni kavramla karşı karşıya kalıyoruz: Teknofobi ve Teknofili. Teknofobi, teknolojiyle ilgili unsurlardan korkmak ve bunlardan kaçınmayı tarif ederken, teknofili ise tam tersine teknolojiyle ilişki bütün aygıt ve araçları fazlasıyla hayatının içine almayı tarif ediyor. Teknofobide temel korkulardan bir tanesi, teknolojik aygıtların kayıt özelliği nedeniyle kişinin kendisiyle ilgili mahrem bilgilerin, bundan çıkar elde edebilecek kurum, kuruluş ve organizasyonlara geçmesi şeklinde oluyor. Teknofilide ise kişi, gündelik hayatının büyük bir kısmını teknolojik aygıtlarla ve uygulamalarla geçirdiği için hayatıyla ilgili temel sorumlulukları yerine getirecek zaman, motivasyon ve enerjiyi kendinde bulamaması gibi neticeler doğurabiliyor.
Kısacası, aslında bu iki kavram, bize bir kez daha hayatta dengenin ne kadar verimi belirleyen bir unsur olduğunu hatırlatıyor. Öğrenciler bunu sınav kaygısı kavramı üzerinden çok iyi bilirler. Uzmanlar sınav kaygısının düşük düzeyde olmasının ders çalışmak için yeteri kadar motivasyon sağlamayacağı yönünde uyarılarda bulunuyor. Ancak sınav kaygısının yüksek düzeyde olmasının da ders çalışmayı imkânsız kılan olumsuz duygu durumlarına davetiye çıkardığını da ekliyorlar. Sınav kaygısıyla ilgili yapılan araştırmalar, optimum seviyede bir sınav kaygısının ders çalışmak için mümkün olabilecek en yüksek motivasyonu sağlayan bir etki yarattığını gösteriyor. Dijital teknoloji üzerinden de aynı şekilde düşünmemiz mümkün. Dijital teknoloji, eğer dengeli kullanabilirsek hayatımıza çok büyük katma değer sağlayan bir asistan olarak hayatımızı kolaylaştırma gücüne sahiptir.
Sonuç olarak, teknoloji hayatımızda iyi ve kötü yönleriyle hep var olacak. Biz onun hangi yönleriyle var olmayı tercih edersek hayatımızda o yönde kayıplar ve kazanımlar yaratacaktır. Olumlu yanlarını kullanacak olursak hayatımızı kolaylaştıracak ve geliştirecektir. Dijital teknolojinin ve internetin her alanda aktif olarak kullanıldığı bu dönemde aslında işleri ne kadar hızlandırdıkları ve mesafeleri kısalttıkları tartışılmaz. Ancak ne yazık ki teknoloji ya da internet bağımlılığı insanların hayatlarını önemli ölçüde zora sokabilmekte, özellikle gençler artık zamanlarının çoğunu telefon ya da bilgisayar başında geçirerek sosyal hayatlarını bunun üzerine kuruyorlar.
Birçok benzer durumda olduğu gibi, bu bağımlılık/alışkanlık kişinin günlük hayatını zora sokacak hale geldiğinde ve süreklilik kazandığında profesyonel bir destek almayı ciddi olarak düşünmeye başlamalıdır. Belirtilerine bakacak olduğumuzda sorumluluklarını aksatma, sosyal izolasyon, uyuşma, uyku bozuklukları, kilo sorunları, beden duruş bozuklukları sayılabilir.
Peki internetin kendimizi güvende hissettiren ve sosyal hayatımızı büyük ölçüde etkileyen yanlarından nasıl sıyrılabiliriz? Günlük internet kullanımını sınırlandırarak planlama, uyku düzenine dikkat etme, telefonu kol mesafesinden uzakta tutarak ulaşmayı zor hale getirme, fiziksel aktivitelere daha çok zaman ayırarak harekette olduğumuz süreyi geniş tutma ve sosyal çevremize zaman ayırarak aile ve arkadaşlarla geçirilen zamanı arttırmayı sayabiliriz. Herkese dijital teknolojinin nimetleriyle ivmelenmiş, kolaylaşan ve güzelleşen hayatlar diliyorum.
Erkin Ünalan
Klinik Psikolog/EMDR Terapisti
Davranış Bilimleri Enstitüsü
DBE Yetişkin ve Aile Psikolojik Danışmanlık Merkezi
Bizi Arayın Terapistlerimiz
Benzer İçerikler :
Ensest, evrensel ve ötedenberi süregelen bir yara olup, biyolojik anlamda kan bağı olan aile bireyleri arasındaki ilişki olarak tanımlanabilir....
26 Eylül 2019 tarihinde İstanbul'da yaşanan depremin ardından, günlük yaşamını sürdürürken deprem korkusu sebebiyle zorluklar yaşayan ve deprem korkusuyla ...
Hamilelik döneminde kaygı ve endişe yaşamak doğaldır. Bir çocuk sahibi olma, doğum yapma ve doğacak küçük bebeğinize ebeveynlik yapmakla ilgili endişeleriniz ...
Hepimiz zaman zaman; stres, endişe, ruh hali değişimleri ve diğer ruhsal sıkıntıları yaşayabiliriz. İş ya da okul hayatında sorunlar, romantik ilişkilerde...
İlginizi Çekebilir :
Uyuyamıyor musunuz? Fiziksel problemleriniz mi var? Sebebi, travma sonrası stres bozukluğu olabilir. Doğal afetler, kazalar, bombalar ve saldırılar gibi ...
Son zamanlarda araştırmalar, ebeveynlerin iş stresinin aile ilişkilerine, çocukların ve ergenlerin psikolojisine bazı etkileri olduğunu gösteriyor. ...
“Karşınızdaki kişi narsist bir insan bile olsa bir ilişkiyi bitirmek, sevilen bir kişiyi terk etmek her zaman zordur. Partnerinizin yaptıklarının sizinle ...
Narsisizm tabiri içerisinde kişinin kendi benliğine hayran olması, kendini aşırı önemsemesi, bunları yaparken çevresindeki ötekilerin ihtiyaçlarını görmezden ...