Emre Konuk

Sevgi Bağımlılığı

Efendim malumunuz geçen hafta 14 Şubat Sevgililer Günü idi. Her yıl olduğu gibi çiçekler, böcekler, tek taş yüzükler alındı, rezervasyonlar yapıldı. Etraf kırmızı güller ve kalplere boğuldu. Eh bana da yazmak vacip oldu.

Adından anlaşılacağı üzere, “sevgililer günü” sevgilisi olanlar için aşklarını tekrar canlandırabilecekleri, birbirlerine sevgi ve minnet duygularını ifade edebilecekleri ve birbirlerine teşekkür edebilecekleri bir gün olarak algılanır. Ancak laf aramızda biz bunun da suyunu çıkarttık hani… Neyse sevgililerde durum buyken, ya sevgilisi olmayanlarda durum ne dersiniz?

Sevgililer günü, birçok insan için, ilişkilerini kutlayabilecekleri herhangi bir özel gün olarak algılanır. Fakat bir grup insan ise hala, sevgililer gününde bir sevgilileri veya ilişkileri olmamasının ortaya çıkardığı depresyon ve huzursuzluğu derinden yaşıyor ve atlatmaya çalışıyor olabilir.  Bu insanlara psikolojide ‘’sevgi bağımlıları’’ diyoruz.

‘Sevgi bağımlılığı mı? Nasıl olur? Sevgi en güzel duygudur! Bağımlılığı mı olur’ diyebilirsiniz.

Aslına bakarsanız, “sağlıklı sevginin” hiçbir üst ölçeği yoktur. İki insan arasında, iletişime, güvene ve samimiyete dayanan yakınlık sevgiyi ortaya çıkartabilir. Bu kişiyle yaşanan ilişki mükemmel olmasa dahi, karşılıklı özveri ve uğraşla kalıcı olarak inşa edilebilinir.

Sevgi bağımlısı olan insanlar, kendilerini değersiz, sevgiye layık olmayan insanlar olarak düşündükleri için başka insanların sevgisine ve ilgisine herkesten daha fazla ihtiyaç duyarlar.  Genelde, yaşadıkları travmalar ve olumsuz tecrübeler sonucunda kendilerini çok fazla sorguladıkları için özgüven problemleri ile boğuşur dururlar. Yalnızlığı, terkedilmişlik ve dışlanmışlık gibi duygularla aynı potaya koyarak yalnız kalmaya tahammül edemezler.

Bağımlılık dendiğinde akla ilk biyolojik bir hastalık olgusu gelse bile bağımlılık, belli yaşantılar sonucunda oluşan yıkıcı alışkanlıklar olarak görülmelidir. Her madde (alkol, uyuşturucu vb.), bağımlılık yaratmadığı gibi, her bağımlılık da yıkıcı olmayabilir. Kişiler, kendilerine acı veren duygularından kaçmak için kullandıkları maddeyi tekrar tekrar aldıklarında bağımlı olurlar.

Sevgi bağımlılığı, ilk bakışta öyle gözükmese de, en azından sosyal olarak, madde bağımlılığı kadar yıkıcıdır. Madde bağımlılığına benzer olarak, keyif verici fizyolojik etkileri vardır.  Biriyle ilk tanışıldığında hissedilen o heyecan ve ‘aşk’ hissi, pheny-lethlamaine (PEA)’in salgılanmasıyla yaşanır ve kişi de “kafayı bulur”. Madde kullandığımızda beynin hangi bölgesi harekete geçiyorsa, âşık olduğumuzda da aynı bölge çalışır. Bu bir döngü oluşturur ve sevgi bağımlıları “sonsuz balayını kovalamak” denilen döngüye girerek bir ilişkiden diğerine bu hissi yaşamak ve acılarından uzaklaşmak gibi tükenmez bir uğraş içine girerler. Sevgi artık yücelten bir yaşantı olmaktan çıkmıştır.

Genelde bu kimyasallar salgılandığında kişi daha mutlu olurken, sevgi bağımlılar, kendilerini depresif ve mutsuz hissetmemek için, yani normal bir duygusal seviyeye gelebilmek için zaman içerisinde bu heyecana ihtiyaç duyarlar.  Ve bazen, bu hissi daha fazla yaşayabilmek için, tıpkı uyuşturucu bağımlıları gibi daha tehlikeli ilişkiler ve uçsuz kovalamalar ile büyük yıkımlara meydan verirler. Onlar kendi dolduramadıkları duygusal ve ruhsal kumbaraya sürekli olarak başkaları tarafından para atılmasını beklerler. Bitmiş olan o ‘büyük aşk’  aslında hiçbir samimiyet, güven ve yakınlık üzerine kurulu olmayan sevginin antitezi olan bağımlılık hayatında yer etmiştir.

Psikoloji alanında bu insanların ilişkilere olan obsesif-takıntılı tutumuna ‘Sindirella Kompleksi’ deriz.  Romantik komedi filmlerinde görüldüğü gibi, herkes bazen tam kendine göre olan muhteşem bir aşkın var olabilmesini ve bu kişiyi bularak hayatımızın bir anda güzelleşeceğine dair bu fantaziye inanmak isteriz. Fark şu ki sağlıklı sevgiyi yaşayabilen insanlar bu hayali kovalamazlar. Bilirler ki gerçek dünyada, bu tür bir ‘kurtarıcı’ yoktur. Bir ilişki ya da insan, kendisinin düzeltemediği hiçbir şeyi gerçek anlamda düzeltemez.

Sevgi bağımlılığın tedavisi oldukça uzun ve genellikle de sancılı bir süreçtir. Tedavi süresince kişiler özgüven sorunlarını atlatarak, yalnızlığın aslında reddedilme, kaybetme ve korku ile paralel olmadığını fark ederler. Böylece kişiler sevgiye, ilişkiye, yalnızlığa ve bekârlığa farklı çerçevelerden bakmayı öğrenirler. Sevgi yüceltir ve acı vermez. Sevgi vermektir; sana yaşattığı duygu “kafa bularak” hayatı çekici kıldırmak değil.

Mini “Checklist”:

1. Bu kadar acıyı hak ettiğimi bana düşündürten şey ne?
2. Fantezin ne: Bu insanda benim ihtiyacım olan ne var?
3. İlişkideki engeller ne?
4. İlişkide bulunduğum kişinin değer verdiğim en az 3-5 karakter özelliği var mı?

Kaynaklar

Bu yazıyla ilgili temaları derleme işini, sevgiliden yana pek nasibini alamamış gibi gözüken asistanlarım ve meslektaşlarım Ceren Sönmez ve Eser Kutlu’dan rica ettim. Ben de “editoryal” becerilerimi devreye soktum. Teşekkürler.

18.02.2010

Benzer İçerikler :

Eğitimde Dönüşüm - III

Geçen hafta, eğitim sistemine yönelik beklenti ve ihtiyaçlara dikkat çeken bazı bilimsel çalışmalardan bahsetmiş ve eğitimin ne olması gerektiği üzerinde...

İkna - VI

Geçtiğimiz hafta, iknaya mahsus bir çifte standardı ele almış; başkalarını etkileyebilmenin, çok istenen ve uğrunda çok çaba sarf edilebilen bir ...

Egzersizin Faydaları 3

İki haftadır egzersizin faydalarından söz ediyoruz. Bu arada Newsweek "Egzersiz ve Beyin" başlığını kapak yaparak bir sürü yeni araştırmayı bir araya ...

Ben Kimim?

İnsanların sosyal hayvan olduklarını ileri süren sosyal psikologlar, onlara elbette hakaret etmeye çalışmıyorlar. Sosyal ortamların, kitlelerin, grupların ve ...

İlginizi Çekebilir :

Mutluluk ve Yarış

Son iki yazımızda soruyu şöyle sormuştuk: Yarışmaya, statüye ve kıyaslamaya odaklanmayan bir yaşam kurmak bir fantezi midir? Başarıyı; kıyaslamanın ve yarışın ...

Ailede Demokrasi Olabilir mi?

Geçen yüzyılın daha başlarında Freud, psikolojik sorunların nasıl ortaya çıktığını formule ederken temelde şöyle düşündü: Çocuk içgüdüleriyle doğ...

Okumayı Sökmek

Her yıl bir çok anne çocuğunun bir çok alanda arkadaşlarından geri kaldığını, hiçbir şeyi doğru yapamadığını, “felaket unutkan” olduğunu, yazdığı ...

Mutluluk - III

Son iki yazımızda mutluluk üzerine konuşmuş ve bilimsel çalışmalardan yararlanarak mutluluk kavramının çeşitli çağrışımları; kültürlerarası benzerlik ve...