Emre Konuk

Eğitimde Dönüşüm

Bayağı bir zamandır pek çok alanda bulunduğumuz yerden daha farklı bir yerlere gelme isteği ve çabası ön planda. Yavaş da olsa, üzerinde genelde anlaştığımız hedefler doğrultusunda adımlar atıyoruz. Ancak üç alanda bir türlü harekete geçemiyoruz: Sağlık, hukuk ve eğitim. Bunların içinde bir tek sağlık alanında son yıllarda bir kıpırdanma var, ama vizyon ve hedefler paylaşılmadığı için ancak kararlar alındıktan sonra haberimiz oluyor. Bu kararların ne ölçüde 20-30 yıl sonrası hesap edilerek alındığını bilemiyoruz.

Hukuk alanı en ellenmeyeni idi. Son bir-iki yılda, anayasanın deÄŸiÅŸtirilmesiyle ilgili ortak irade oluÅŸmuÅŸ gibi. Umarız siyaset erbabı kendilerinden hiç beklenmeyen bir “ortak akılda” buluÅŸurlar ve sonra da altını doldururlar.

EÄŸitim yerlerde sürünüyor. Cumhuriyet kurulduÄŸunda, bizi Batı’dan ayıran en önemli farkın “bilgi eksikliÄŸi” olduÄŸu varsayıldı. Hiç unutmam; ortaokulu bitirirken 28 dersten sınava girmiÅŸtik. “Ä°yi okullarda” sınavlarda “tüm kitaptan sorulurdu”. Kaliteli eÄŸitim vermeyen okullarda ise birkaç bölümden soru gelirdi. Fark buydu. Öğrencide yeteneklerin eÅŸit olarak dağıldığı varsayılır, dolayısı ile tüm derslerde yüksek performans beklenirdi. Tabii bu varsayım yanlış olduÄŸu için, tüm dersleri en iyi ezberleyen en iyi öğrenci olurdu. Bu yeteneÄŸi olmayan öğrenci de tembel öğrenci olurdu.

Durum deÄŸiÅŸmiÅŸ deÄŸil. Özellikle devlet okullarında hiçbir ÅŸey deÄŸiÅŸmedi. Hala bilgi açığımızı kapatmaya çalışıyoruz. Bizi Batı’dan ayıran önemli farkın bilgi açığı deÄŸil, doÄŸru soruları sorabilme ve bilgi üretebilme olduÄŸunu henüz kavramış deÄŸiliz.

Aslına bakarsak Batı da durumundan ÅŸikayetçi. Pek çok alanda bir dönüşümü gerçekleÅŸtirdikleri halde, bunun geniÅŸ kitlelere dağılmadığını söyleyip dururlar. ÖrneÄŸin Londra’da annelerin %25’i çocuklarına yüksek sesle bir masalı kitaptan okuyamaz halde. Yani okuma düzeyleri 11 yaÅŸ civarında. Bundan da, etrafta olup bitenlerin çoÄŸunu anlayamaz durumda oldukları sonucunu çıkarmak mümkün. Bu durumun çocuklarına nasıl yansıyacağı ile ilgili olarak fazla kafa yormak gerekmiyor. Ä°ngiltere’de durum buysa, bizdekini artık düşünün.

Sürekli değişen, gün geçtikçe daha rekabetçi bir hale gelen, yeniliğin her şey demek olduğu bir dünyada, eğer var olabilmek istiyorsak bazı varsayımlarımızı gözden geçirebilmeliyiz. Değişime açık olmak ve değişimin şart olduğunu anlamak çok önemli. Belki ilk iş; eğitim sisteminin bizde ve genelde dünyada kendisine temel aldığı ilkeleri sorgulamak olmalı:

Varsayım 1: Yüksek standartlar koymak ve bu standartların uygulanışını test etmek öğrencilerin öğrenmelerini saÄŸlamanın en etkili yoludur. – Bu yalnızca kısa vadede kazanç saÄŸlar; uzun vadede kaliteli bir eÄŸitim sunmak için standartlardan ve testlerden çok daha fazlası gereklidir.

Varsayım 2: Zayıf yönlere odaklanmak ve bu yönleri geliÅŸtirmek, öğrencileri daha baÅŸarılı kılmak için birebirdir. – Hayatımızın pek çok alanında hep kendimizin veya baÅŸkalarının zayıf yönlerine odaklanıyoruz, ama zayıf yönleri biraz daha iyi bir hale getirebilmek için uÄŸraşıp didinirken, çoÄŸu kez, güçlü yönleri kullanarak öğrencilerimizi çok daha iyi bir seviyeye  ulaÅŸtırabileceÄŸimizi unutuyoruz. BaÅŸarılı bir eÄŸitim verebilmek için, güçlü yönlere odaklanmak, en az zayıf yönlere odaklanmaktan çok daha önemlidir.

Varsayım 3: Öğretmen ve müdürleri bilgi seviyelerine göre seçmek, öğrencinin baÅŸarılı olmasını garanti eder. – Öğretmen ve müdürlerinin yüksek bilgi seviyesine sahip olmaları, eÄŸitim verebilmek için gerekli özelliklere sahip oldukları anlamına gelmez. Öğretim yöntemleri, kiÅŸilik özellikleri, ve hepsinden önemlisi öğrencilerle kurdukları iliÅŸki, öğrencinin kendini geliÅŸtirebilmesi için elveriÅŸli olmalıdır.

Varsayım 4: Her bir öğrenci ve öğretmen için olumlu sonuçlar veren, mükemmel müfredat ve mükemmel öğretim yaklaşımı mevcuttur. – Mükemmel müfredat veya mükemmel öğretim yaklaşımı diye bir ÅŸey yoktur. Hiçbir yöntem her öğrencide tıpatıp aynı sonucu vermez; çünkü her bireyin ihtiyacı ve potansiyeli farklıdır.

Varsayım 5: Çalışma ortamındaki unsurların, öğretmenin performansı üzerinde bir etkisi yoktur. – Yapılan sayısız araÅŸtırma sonrasında artık bunun ne denli gerçekdışı olduÄŸunu biliyoruz. Hangi iÅŸ alanı olursa olsun, çalışma ortamındaki unsurların, çalışanların motivasyonu ve performansı üzerinde büyük etkisi vardır. Olumsuz çalışma koÅŸullarından etkilenen öğretmenin zayıf performans göstermesi, öğrencinin kaliteli eÄŸitimden mahrum kalmasıyla sonuçlanır.

Varsayım 6: Okulların, ailelerin çocuklarının eÄŸitimi konusunda sorumluluk üstlenmeleri için yapabilecekleri pek bir ÅŸey yoktur.  – Aslında okulların, aileleri çocuklarının eÄŸitim sürecine dahil edebilmek için yapabilecekleri çok ÅŸey vardır, ama bunun için öncelikle aradaki iletiÅŸim biçimini deÄŸiÅŸtirmeleri gerekir. Alışageldik öğretmen-veli iliÅŸkisinde, iletiÅŸim hep tek yönlü, hiyerarÅŸik; öğretmen konuÅŸuyor, veli dinliyor. Bunu iki yönlü bir diyaloga, bir alışveriÅŸe çevirmek ÅŸart. Ä°liÅŸkiyi, öğrencinin eÄŸitimi için olumlu bir kaynaÄŸa dönüştürmek lazım.

Aslında temelde şunu önermiş oluyoruz: Eğitim reformuna ihtiyacımız var ve mevcut yaklaşım tümüyle değişmeli. Benimsenmesi gereken temel yaklaşım ise her bir öğrenciyle birebir ilişki kurmak, öğrencinin yeteneklerine odaklanmak ve bu yetenekler üzerinden onları eğitim sürecine dahil etmek. Öğrencinin ilgisini, heyecanını, şevkini yakalayabilmek; bir eğitim sistemini başarılı kılan unsur, her şeyden önce bu.

Tüm bu sorgulamaları yapmak ve dönüşümü sağlamak biraz hayal gibi. Hayır değil. Bu yaklaşımı benimsemiş okullar, öğretmenler ve müdürler gerçekten var. Kendisini yeteneklerini kullanmaya ve sürekli gelişime adamış öğrenciler de öyle. Önümüzdeki birkaç hafta onlardan bahsedeceğiz.

Sevgiler,

Emre

09.06.2011

Benzer İçerikler :

Kalabalığın Aklı

Bugün dananın kuyruğu kopuyor. Bir rivayete göre fazla heyecan yapmamamız gerekiyor. Çünkü inanmamız gerekir ki Türk insanı her seçimde olduğu gibi bu sefer de ...

Popüler Psikoloji Mitleri - III

Bu köşeyi sıklıkla takip eden okurlarımız bilirler, bilinmeyenlere ve yanlış bilinenlere değinmeyi kendimize vazife edinmişizdir. Geçen haftalarda popüler ...

Beyin Yıkama - 2

Geçen hafta beyin yıkamanın ne olduÄŸundan söz etmiÅŸ ve örnek olarak Patricia Hearst olayını vermiÅŸtik.  Patricia Hearst’ın zalimce SLA tarafından ...

Akıldışının Cazibesi - IV

Geçtiğimiz haftalarda sizleri, birçoğumuzun ısrarla kabul etmek istemediği irrasyonel tarafımızla yüzleşmeye davet etmiş; sanılanın aksine, akıldışının ...

İlginizi Çekebilir :

Yeni Yıla Girerken

Geçen hafta, belirsizlik durumunda, etraftaki benzerlerimizin yaptıklarını taklit etme eğilimimizden söz etmiştik. Bu hafta da yine aynı tema üzerinden, ikna ...

Kolestrol: Bir Masal Daha 5

Geçen hafta ilaç araÅŸtırmalarını yapan bazı araÅŸtırmacıların, “rakamlara iÅŸkence” yaparak istatistikten anlamayanları nasıl kandırdıklarınÄ...

Davranışsal Ekonomi Üzerine

Daha önce bu köşede, varsayımların, herhangi bir alana dair yaklaşımımızı, tutum ve davranışlarımızı belirleyen yapı taşları olduğundan bahsettiğimizi...

Zihnimiz Bize Nasıl Kazık Atar 1

Önümüzdeki haftalar sizlere zihnimizin nasıl çalıştığı, inançlarımızın algılarımızı, aldığımız kararları ve hatta hafıza süreçlerimizi bile nasıl etkilediği ...